benzinlikteki genç adam

çekil git lan şeytan!


Makale gibi cevap yazmışım zaten buradan bakıverin.

hotel_rwanda_verdvd.jpg

İnsanlık öldü mü? diye bir soru varsa, buna merhum'u nasıl bilirdiniz? diye cevabını pat diye yapıştıran filmdir kendisi.BM'nin aslında barış gücü falan olmadığını, avrupa'nın övündüğü medeniyetin hakikaten Ersoy'un dediği gibi bir canavar olduğunu bu filmde görmek mümkün. Kendi halinde yaşayan ve belirgin etnik farkları olmayan iki milleti tutsi ve hutu diye ayıran sonra tarihteki gerçek soykırımlardan birini mahal veren bir medeniyet!

Filmde çarpıcı iki diyalog vardı; birincisi yasak alana girip soykırım görüntülerini çeken muhabirle, otel sahibinin konuşması. Otel sahibi, çektiği görüntüler için teşekkür etti, bu görüntülerle yardım geleceğini falan söyledi. Muhabirin cevabı;

"I think, that people see this on T.V and they probably say "oh my god that's horrible" and then continue eating their dinner.."

Bir diğeri de, Bm güçlerinin başının yerli otel sahibine söylediği cümle...

“you should spit on our face. coz we - the west - think you are dirt. you are worthless because you are black. you are not even niggers. you are african…”

Schindler'in listesi, piyanist hatta -konu bakımından- blood diamond tadında bir film. Kesinlikle tavsiye edilir.

Kesintisiz 36 saattir uyumuyorum. Dünden önceki gün karabük’e gidip arkadaşlarla görüştüm. Belki de üniversite başlamadan önce ki son görüşme olacağı için sabaha kadar içtik, sıçtık. Belki de abartmamalıydım be günlük, arkadaşlarla safranbolu’da içilen nargile ve birkaç saatlik muhabbet yeterliydi sanki. Ne zorum vardı lan, sabaha kadar uyumadım. Ertesi gün ev taşıyacaksın, zorun ne?
tasinma.jpgEvet duydun biliyorsun artık. Ertesi gün daha uyumadan ev taşımaya başladık.Gerçi ben taşımadım, dikildim. Nakliye şirketi tuttuk. Adamlar taşıdılar fakat şu uykusuzlukta yaptığım yegane tespitlerden biri şudur ki; dikilmek insanı daha fazla yoruyor. Ne bileyim, öğrenci evimizi 2 yılda 3 kere taşıdık, daha bu kadar yorulmamıştım. İşciler de kürttü zaten, kendi aralarında bana küfür mü ediyorlardı belli değildi. Gerçi, Hüseyin ağbi ile kanki olduk. Babamı bana şikayet etti, çocuğunun geniz eti hastalığı olduğunu, benim gibi gece uyuyamadığını falan söyledi. Gerçi geniz eti denen hedeyi deniz eti olarak telaffuz etmesi normalmiydi, bilemiyorum şimdilik. Belki de olmamıştır, ben dalmışımdır koltuğun tekinde, rüyamda Hüseyin ağbi’yi görmüşümdür. Bilemem. Hatta aslında kaşık bile olmayabilir, yulafın tadı farklıdır falan. Neyse, sonra irdeleriz günlük.

Yaptığım bir diğer tespite göre nakliye olayı 1 yönden iyi. Zira, eşyayı siz taşırsanız üstünüze 90 ytl verdiğiniz kotu falan giyemiyorsunuz, kapri-fanila ikilisine bir de leş gibi ter kokusu eklediğinizde muhteşem üçlü tamamlanıyor. "Ee olacak o kadar tabi" değil, kesinlikle. Gittiğiniz yeni yerdeki potansiyel komşulara verilecek ilk intiba için berbat bir durum bu. Ne bileyim, bu sefer yeni evin merdivenlerinden çıkarken gayet cool gözüküyordum. Sabah sürdüğüm hacı mis’inin kokusu da devam ediyordu, merdivende karşılaştığım üçlüye iyi bir intiba bıraktığıma eminim günnük.

Tabi kötü yanları da var, herifler vakit buldumu laf sokuyor. Özellikle gençseniz... ‘Lan okusaydın da hamal olmasaydın’ diyemiyorsunuz tabi.

Neyse günnük, ben bıraktığım ilk intiba ile mutluyum. Gelecekte güzel komşuluk planlarım var. Gerçekleştireceğiz inşallah, iyi uykular şimdilik.

kalp8wv.jpgBugün google'da alakasız bir şey ararken şu blog yazısına rastladım. Yazı kısaca, the good guy paradox (yazıyla iyi adam paradoksu) hakkında.

Olay şu, kızlar genelde kaba olmayan, düşünceli, duygusal,doğru söyleyen, dürüst erkeklerden hoşlandıklarını hatta daha da abartıp dış görünüşün değil iç güzelliğin,entellektüel birikimin önemli olduğunu söylerler.

Fakat iyi adam paradoksuna göre bu koca bir yalandır. İstediğiniz kadar iyi olun, bir işe yaramaz. Kız, gider en hödüğünü, en hayvanını bulur onunla fırına gider ve mercimeği teslim eder.

Blog yazısındaki sonuca göre, iyi adam olmak kaybetmek demek. Eğer elinizde sadece iyi davranmak gibi bir koz varsa başka özelliğiniz yoksa ( para, pul, şöhret, yakışıklılık ) iyi olmayı bırakın.

Elinizde verebileceğiniz bir sevginiz var belki ama vermeyin, yoksa vereceğiniz şey havada kalır, boşu boşuna heveslenmeyin.

jquery.gifŞu ana kadar bir türlü javascript framework'lerine ısınamadım. Zira, gereğinden fazla sistem kaynağı harcıyorlar, kullanmadığım bir çok kod bloğunu sisteme include etmek zorunda kalıyordum. Geçenlerde eburhan'ın jquery dünyasına adım atıyoruz adlı blog girdisini okuyunca fikirlerim değişti. Zira, hem ufak bir kütüphane olması hem de hız sorununu yeni versiyon ile halletmiş olması beni cezbetti açıkcası. Kullanımı da oldukça basit, hemen hemen her türlü özelliğini seviyorum, sadece lisp'ten nefret eden biri olarak çok fazla parantezli syntax biraz canımı sıktı ama alışacağız artık.

jquery ile ara ara ufak uygulamalar/örnekler geliştirip blogta paylaşmayı planlıyorum. Ama öğrenirken öğreteceğim için belki yazdığım kodlarda yanlış yaklaşımlar, gereksiz fazlalıklar olabilir. Dolayısıyla ortaya çıkabilecek herhangi bir sorun için şimdiden özür dileyeyim. Neyse, artık jquery'i biraz tanıyalım ve ilk örnek uygulamamızı geliştirelim;
devamı.. »